KURUMSAL
Artan nüfus, iklim değişikliği ve küresel krizler gıda güvenliğini ekonomi, halk sağlığı ve ulusal güvenliğin merkezine taşıdı. Türkiye, güçlü üretim kapasitesine rağmen iklim krizi, tarım arazilerinin daralması ve gıda israfı gibi yapısal risklerle karşı karşıya.
Artan dünya nüfusu ve değişen iklim koşulları, gıdayı küresel ölçekte en stratejik sektörlerin başına taşıdı. Gıda güvenliği artık yalnızca tarımsal üretimle sınırlı bir konu olmaktan çıkarak ekonomi, halk sağlığı ve ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldi.
Türkiye, sahip olduğu iklim çeşitliliği, geniş ürün deseni ve üretim kapasitesi sayesinde birçok temel tarım ürününde kendine yeterli ülkeler arasında yer alıyor. Tahıl, sebze ve meyvede önemli bir üretim gücüne sahip olan Türkiye, özellikle sebze ve meyvede iç talebin üzerinde üretim yapabiliyor. Ancak bu avantajlı tabloya rağmen yapısal riskler, gıda güvenliği açısından ciddi tehditler oluşturuyor.
Tarım arazilerinin daralması, iklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki artan baskı ve girdi maliyetlerindeki yükseliş, uzun vadede üretim kapasitesini sınırlayan başlıca sorunlar arasında gösteriliyor. Kentleşme ve sanayileşme nedeniyle tarım alanlarının kaybı ise en kritik risklerden biri olarak öne çıkıyor.
En Büyük Tehdit: İklim Değişikliği
Uzmanlara göre iklim değişikliği, gıda güvenliği açısından “en kritik risk” konumunda bulunuyor. Artan sıcaklıklar, düzensiz yağışlar, kuraklık ve aşırı hava olayları bitkisel üretimde ciddi verim kayıplarına yol açıyor. Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye, bu etkileri daha sert hisseden ülkeler arasında bulunuyor.
İklim değişikliği yalnızca üretim miktarını değil, ürün desenini de dönüştürüyor. Bu nedenle raporlarda, iklim uyumlu üretim modellerinin yaygınlaştırılması ve su verimliliğini esas alan tarım politikalarının hızla hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Gıda İsrafı Sessiz Bir Tehdit
Dünya genelinde üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri kayba uğruyor ya da israf ediliyor. Türkiye’de ise çöpe giden gıda miktarı milyonlarca ton seviyesinde. Gıda israfı, yalnızca ekonomik kayıp anlamına gelmiyor; aynı zamanda su, enerji, emek ve sermayenin de boşa harcanmasına neden oluyor.
Uzmanlar, israfın azaltılmasının gıda güvenliğini güçlendirmek adına en hızlı ve en düşük maliyetli adımlardan biri olduğuna dikkat çekiyor. Üretimden tüketime kadar tüm aşamalarda kayıpların azaltılmasına yönelik politikaların güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Mevzuat Güçlü, Uygulama Belirleyici
Türkiye’de gıda güvenliği konusunda önemli bir yasal altyapı bulunuyor. Tarım Kanunu, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, lisanslı depoculuk sistemi ve tarım sigortaları, gıda arzının sürdürülebilirliğini destekleyen temel düzenlemeler arasında yer alıyor.
Ancak uzmanlara göre mevzuatın varlığı kadar etkin uygulanması da büyük önem taşıyor. Denetim kapasitesinin artırılması, veri temelli tarım politikalarının güçlendirilmesi ve üretici örgütlenmesinin daha etkin hâle getirilmesi, gıda güvenliğinin kalıcı olarak sağlanması açısından kritik görülüyor.
Jeopolitik Bir Gereklilik
Küresel krizler, salgınlar ve savaşlar, gıdaya erişimin ne kadar kırılgan olabileceğini açık şekilde ortaya koydu. Türkiye’nin bu süreçlerde güçlü bir üretim altyapısına sahip olmasının stratejik önemi vurgulanıyor.
Uzmanlara göre yerli üretimin korunması, çiftçinin desteklenmesi ve tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması, yalnızca ekonomik bir tercih değil; aynı zamanda jeopolitik bir zorunluluk olarak değerlendiriliyor.